“Büyük Türkiye İdeali: Siyaset ve Medyada Milli Şuur” Başlıklı Panel Üniversitemiz Ev Sahipliğinde Düzenlendi

Üniversitemiz ve Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Ortak organizasyonu olan “Büyük Türkiye İdeali: Siyaset ve Medyada Milli Şuur” başlıklı panel 30 Mart Cuma günü Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hasan Özer moderatörlüğünde düzenlenen panele AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ve SETA Toplum ve Medya araştırmaları uzmanı Turgay Yerlikaya konuk olarak katıldılar. Öğrenci ve öğretim üyelerinin yanı sıra Zonguldak halkı ve gençlerin de yoğun ilgi gösterdiği panele Zonguldak Valisi Ahmet Çınar, Garnizon Komutanı ve Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı Ayhan Kafalı, Cumhuriyet Başsavcısı Hüsnü Hakan Yağız, Rektörümüz Prof. Dr. Mustafa Çufalı, Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı ve Orman Bölge Müdürü Ahmet Sırrı Beşel katıldılar.

Panelin açılış konuşmasını TÜGVA Zonguldak il başkanı Murat Yılmaz yaptı. Yılmaz, panele verdiği destek ve ev sahipliğinden dolayı Üniversitemize ve katılımcılara teşekkür etti. Açılış konuşması sonrasında TÜGVA tanıtım videosu izlendi. Video gösteriminin ardından katılımcılar 15’er dakikalık konuşmalarını yaptılar.

İlk olarak söz alan İstanbul Milletvekili Metin Külünk, “Yerli ve Milli Olmak Ne Demektir?” başlıklı bir konuşma yaptı. Külünk, sözlerine Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik konumunun önemini vurgulayarak başladı. Zonguldak’ın da Türkiye için önemini ifade eden Külünk gelecekte ilimizin kömürden öte bir stratejik değer taşıyan ve enerji koridorlarında önemli bir adres olabileceğini vurguladı. Külünk, millileşmenin tarihine değinerek başladığı konuşmasında şunları söyledi: “Türkiye’nin yerlileşme ve millileşme çalışmaları Abdülhamit dönemine dayanmaktadır. Batı karşısında yenilginin ekonomide milli kalkınma ile aşılabileceğini anlayan Abdülhamit millileşme alanında önemli adımlar atmıştır. Cumhuriyet döneminde ise yerli otomobil ve uçak üretimi çalışmalarının millileşme hareketlerinde önemli dönüm noktaları oldukları söylenebilir. Batı, otomotiv ve çelik üretimiyle tüm dünyaya egemen konuma gelmiştir. Bizim bunu başaramamamız için hiçbir neden yok. Ne yazık ki yakın geçmişte savunma sanayinde batıya bağımlıydık. Son zamanlarda bu konuda önemli millileşme adımları atıyoruz. Aslında bu çok daha öncesinde de başarılabilirdi. Geçmişte zaman zaman ortaya çıkan yerlileşme ve millileşme reflekslerimiz hep rafa kaldırılmıştır. Bunun sebebi stratejik konumumuzla birlikte yerli ve millileşme sonucunda bölgedeki egemen güç olma potansiyelimizdir. Batı, bizim bu konuma gelmemizi istemediği için yerlileşme ve millileşme çabalarımız bir şekilde yarıda kalmış, vesayet altına alınmıştır. Artık tüm vesayet sistemlerinden uzak, güçlü, kararlı, kendi milli silahlarını yapan, kendi geliştirdiği yazılımlarla savaş uçaklarını istediği gibi uçuran, ve bu sayede Afrin’de üstün başarılar elde eden güçlü bir Türkiye var. Yerlileşme ve millileşme çabalarımız devam ettikçe ülkemiz daha da güçlenecek, orta doğuda söz sahibi sayılı ülkeler arasında yer alacaktır.”

Panelde ikinci olarak söz alan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ise “Bağımsız ve Milli Dış Politika” başlıklı bir konuşma yaptı. Prof. Hacısalihoğlu, yerli ve milli kavramlarını uluslararası sistemler ile ilişkilendirdi ve günümüz dünyasında artık iki kutupluluğun ortadan kalktığını ve sistemsel dengelerin karmaşık hale geldiğini ifade etti. Birleşmiş Milletler ve NATO’nun işlevini yitirdiğini ve tarafsızlığını tamamen kaybettiğini vurgulayan Prof. Hacısalihoğlu, uluslararası rekabet ortamında bir tarafın kazanmasının doğal sonucunun diğer tarafın kaybetmesi olduğunu vurguladı. Prof. Hacısalihoğlu konuşmasına şu şekilde devam etti: “İki kutupluluğun ortadan kalktığı ve güç dengelerinin tamamen değiştiği günümüz dünyasında Türkiye’nin güçlü olmasını hiçbir devlet istemez. Stratejik açıdan önemli konumumuz nedeniyle güçlü bir Türkiye dengeleri değiştirebilir ve orta doğu üzerindeki planları bozabilir. Son 10 yıldır eski rehavetimizden kurtulup güçlendiğimizi görmek gurur verici. Artık bizim çıkarlarımızı gözetmeyen ve ülkemizi kullanmaya çalışan Batı bloğundan ayrıldık. Batı bloğunda sadece bize verilen rolü oynuyorduk, gelişip güçlenmemiz engelleniyordu. Dışarıdan yönetilip içeride sadece idare edilen bir ülkeydik. IMF vesayeti ve ABD’nin derin devleti tüm kurumları ele geçirmişti. Ancak artık Türkiye çok değişti, bütün kurumların yerli ve milli niteliklerinin güçlendirilmesiyle uluslararası platformda artık çok sağlam bir duruşumuz var. Önceden geçlerimizi hedef alıp özgüvenlerini kırarak, geçmişimizle bağımızı kopartarak Türkiye’nin yarınlarını karartmaya çalışıyorlardı. Son yıllardaki atılımlarla teknoloji transfer eden değil, teknoloji üreten, katma değer mal satan bir ülke konumuna geldik. Doğal zenginliklerimiz ve genç nüfusumuz potansiyelimizi daha da artırıyor, ancak gelişmenin tek şartı bir arada olmamız. Güçlü duruşumuzdan, direncimizden asla öndün vermemeliyiz, ancak o zaman batı dünyası yenilgiyi kabullenip mütekabiliyet esaslı bir siyaset izlemeye başlayacaktır.”

Üçüncü olarak söz alan SETA Toplum ve Medya araştırmaları uzmanı Turgay Yerlikaya ise sözlerine batı basınının millileşme meselesini nasıl ele aldığını açıklayarak başladı. Türkiye’deki paradigma döngüsüne karşı batıdan kuvvetli bir mukavemet olduğunu ifade eden Yerlikaya, bu durumun merkez olma iddiamızın Batının çıkarları ile çelişmesinden kaynaklandığını vurguladı. Batının tavrının eleştirel ve objektiflikten uzak olduğunu iddia eden Yerlikaya sözlerine şu şekilde devam etti: “2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle Türkiye artık bir merkez haline gelmeye başladı. Türkiye’nin sağlam duruşu ve güçlenmesi Batıyı rahatsız ediyor. Yakın geçmişte yaşadığımız Davos krizi sonrasında Türkiye karşıtlığının sistematik hale geldiğini görüyoruz. Bu durum batıdan uzaklaşmamıza, Orta Doğu’ya yönelmemize neden oldu, ve en önemlisi merkez olma iddiamızı açıkça ortaya koyduk. Bu dönüşümü sağlayan liberal, demokratik değerlere bağlı parti AK Parti’ye karşı 2013 yılında Gezi Parkı şiddet eylemleri yapıldı. Bu eylemler aslında Türkiye’nin güçlü olmasını istemeyen dış güçlerce örgütlenmişti. CNN International sürekli canlı yayın yaptı ve Der Spiegel dergisi tarihinde ilk kez “Boyun Eğme” başlığı ile Türkçe bir ek yayımladı. Batı basınının bu şiddet eylemleriyle bu kadar yakından ilgilenmesi oldukça manidardır. Batı basınının “seçilmiş diktatör” kavramını ortaya atarak Cumhurbaşkanımızı doğrudan hedef aldığını görüyoruz. 2014 ve 2015 seçimleri öncesinde de basının ağır eleştiriler yönelttiğini görmüştük. Yine 16 Nisan referandumu öncesinde de ciddi protestolar yaşandı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin Türkiye’yi geriye götürebileceği iddiası da yine dış basın kaynaklıydı.”

Konuşmaların ardından gerçekleştirilen soru-cevap kısmında ise izleyiciler, konuklara sorularını yöneltme fırsatı buldu. Panel, soru-cevap bölümünün ardından Rektörümüz Prof. Dr. Mustafa Çufalı’nın konuklara armağanlar takdim etmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.



Yayınlanma Tarihi : 09.04.2018
Bilgi İşlem Daire Başkanlığı - Her Hakkı Saklıdır
[]
IPv6 Etkin