BEUN’da “Çanakkale’den Millî Mücadele’ye: Emperyalizme Direniş Bilinci ve İstiklâl Marşı” Konferansı Gerçekleştirildi

BEUN’da “Çanakkale’den Millî Mücadele’ye: Emperyalizme Direniş Bilinci ve İstiklâl Marşı” Konferansı Gerçekleştirildi

Küçült Yazı Tipi Büyüt

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinde (BEUN) düzenlenen “Çanakkale’den Millî Mücadele’ye: Emperyalizme Direniş Bilinci ve İstiklâl Marşı” başlıklı konferansta, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na uzanan direniş bilinci ile İstiklâl Marşı’nın tarihî ve düşünsel arka planı akademik bir perspektifle değerlendirildi.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Önceki Dönem Rektörü ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammed Fatih Andı ile Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Kurt’un konuşmacı olarak katıldığı programa; BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Bekir Hakan Bakkal ve Prof. Dr. Servet Karasu, akademisyenler, idari personel ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.

Farabi Kampüsü Doç. Dr. Ali Arslan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, aziz şehitlerimizin hatırasına saygı duruşunda bulunulması ve İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başladı.

Rektör Özölçer: “Çanakkale’de Yükselen Ruh, Bir Milletin Varoluş İradesidir”

Programın açılış konuşmasını yapan BEUN Rektörü İsmail Hakkı Özölçer, Çanakkale ruhunun Türk milletinin tarihindeki yerine dikkat çekerek şu sözleri dile getirdi:

“Bugün burada, milletimizin tarih sahnesinde yazdığı en büyük destanlardan birinin anlamını yeniden idrak etmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Programımızın başlığını oluşturan ‘Çanakkale’den Millî Mücadele’ye Emperyalizme Direniş Bilinci ve İstiklâl Marşı’ ifadesi, aslında Türk milletinin yakın tarihinin en derin hakikatini ve en büyük direniş iradesini ihtiva etmektedir. Çanakkale’de yükselen direniş ruhu, bir milletin şahlanışının ve istiklâline olan sarsılmaz bağlılığının en güçlü göstergesidir. Çanakkale’de dökülen kan, Anadolu’nun dört bir yanından gelen yiğitlerin omuz omuza verdiği bir varoluş mücadelesinin sembolüdür. Nusret’in karanlık sulara bıraktığı mayınlar ve Seyit Onbaşı’nın insanüstü bir güçle sırtladığı mermiler, Türk milletinin iradesinin asla teslim olmayacağını tüm dünyaya göstermiştir.

Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un engin irfanından, milletine duyduğu derin sevgiden ve sarsılmaz istiklâl inancından neşet eden İstiklâl Marşımız ise kaleme alındığı günden bugüne milletimizin gür sesi olmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında milletimizin eşsiz direnişini ve bağımsızlık tutkusunu en veciz şekilde dile getiren bu Millî Andımız; bir milletin varoluş iradesini ve ebediyete uzanan istiklâl kararlılığını temsil etmektedir. Sözlerime son vermeden önce önümüzdeki hafta idrak edeceğimiz 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümünü saygıyla anıyorum. Başta Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy olmak üzere ‘Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?’ diyerek şehadete koşan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.”
 
Prof. Dr. Andı: “Birinci Dünya Savaşı Bir Topyekûn Savaştır”

Açılış konuşmasının ardından söz alan Muhammed Fatih Andı, konuşmasında Çanakkale’den Millî Mücadele’ye uzanan tarihsel süreçte yaşanan gelişmeleri geniş bir perspektiften değerlendirdi.

Prof. Dr. Andı, Birinci Dünya Savaşı’nın yalnızca Çanakkale cephesiyle sınırlı olmadığını; Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve ardından gelen Millî Mücadele gibi birçok tarihî dönemin birbiriyle bağlantılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Birinci Dünya Savaşı’nın dünya savaş literatüründe “Total War” (Topyekûn Savaş) olarak adlandırıldığını belirten Andı, bu savaşın klasik savaşlardan farklı olarak yalnızca orduların değil, toplumların tamamının dâhil olduğu bir mücadele niteliği taşıdığını dile getirdi.

Andı, topyekûn savaş anlayışında cephe gerisindeki toplumların da savaşın bir parçası hâline geldiğini belirterek; çocuklardan yaşlılara, okur yazarlardan devlet adamlarına, çiftçilerden işçilere kadar toplumun bütün kesimlerinin savaşın yükünü omuzladığını ifade etti. Buna karşın savaşın hemen öncesindeki nesillerin hâlâ doldurma tüfekler ve kılıçlarla savaşmak zorunda kaldığını, geleneksel savaş araçlarının kullanıldığını belirtti.

Savaş Teknolojisindeki Büyük Dönüşüm

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte savaş teknolojilerinde büyük bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Andı, kısa süre içerisinde tayyarelerin, tankların, zehirli gaz bombalarının ve mitralyözlerin savaş alanlarında kullanılmaya başlandığını ifade etti. Batı dünyasının savaş sırasında kitle imha silahlarını devreye sokarak dünya tarihinin en yıkıcı savaşlarından birini ortaya çıkardığını belirten Andı, bu durumun savaşın yalnızca insan gücüyle değil aynı zamanda sanayi gücüyle yürütüldüğünü de gösterdiğini dile getirdi.

Konuşmasında Mehmet Âkif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” şiirinden örnekler veren Andı, bu dizelerin modern savaş teknolojilerini ve savaşın yıkıcılığını güçlü bir şekilde yansıttığını ifade etti. Şiirde yer alan “Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin” dizelerinin gökyüzünden atılan bombaları tasvir ettiğini belirten Andı, “Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller” mısrasında ise zırhlı araçlara ve savaş teknolojilerine işaret edildiğini ifade etti. Ayrıca “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer” mısrasının da modern savaşın yıkıcı etkisini çarpıcı bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

Batı’nın sömürgeleştirdiği toplumları savaş alanlarına sürerek büyük trajedilere yol açtığını dile getiren Andı, İngiltere ve Fransa’nın Yeni Zelanda, Avustralya, Afrika ve Hindistan gibi bölgelerden askerleri getirerek Çanakkale’de savaşa sürdüğünü ifade etti. Senegal’den getirilen Müslüman askerlerin de cephelerde savaştırıldığını belirten Andı, bu durumun savaşın sömürge halkları üzerindeki ağır etkilerini gözler önüne serdiğini dile getirdi.

Çanakkale Zaferi’nin yalnızca bir savaşın adı olmadığını vurgulayan Andı, bunun aynı zamanda Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden dirilişinin ve büyük bir çıkışın adı olduğunu ifade etti. Türk gençliğinin tarih bilinciyle yetişmesinin son derece önemli olduğunu belirten Andı, Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Alija Izetbegović’in “Unutulan soykırım tekrarlanır” sözünü hatırlatarak tarih bilincinin önemine dikkat çekti. Andı konuşmasının devamında yakın dönemde yaşanan gelişmelere de değinerek, özellikle alçak FETÖ tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz Darbe Girişimini hatırlattı ve millet olarak geçmişten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Günümüzde de benzer çatışmaların yaşandığını ifade eden Andı, İsrail’in Filistin’de ve İran’da masum sivillere yönelik alçakça düzenlediği saldırıları ve bölgede yaşanan insanlık dramını da değerlendirdi. Siyonizm’in tarihsel süreçte Türk milletine karşı sergilediği düşmanca tavırların kökenlerinin Çanakkale’ye kadar uzandığını ifade eden Andı, Türk-İslam coğrafyasının birlik ve dayanışma içerisinde hareket etmesinin büyük önem taşıdığını dile getirdi.

İstiklâl Marşı ve Âkif’in Düşünce Dünyası

Konuşmasının sonunda İstiklâl Marşı’nın anlam dünyasına değinen Andı, Mehmet Âkif’in düşünce dünyasının bugün de Türk milletine yol gösterici bir değer taşıdığını ifade etti. Andı, böylesine anlamlı bir programın düzenlenmesinde emeği geçen başta BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer olmak üzere programa katılan herkese teşekkür etti.

Prof. Dr. Ali Kurt: “İstiklâl Marşı Bir Milletin Ruhunu Yansıtır”

Konferansın ikinci konuşmacısı olan Ali Kurt ise konuşmasında Mehmet Âkif Ersoy’un İstiklâl Marşı’nı yazma sürecine ve marşın anlam dünyasına değindi. Kurt, dönemin Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in İstiklâl Marşı’nın kabul sürecinde önemli bir rol üstlendiğini ve marşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir heyecan ve duygu yoğunluğuyla birkaç kez okuduğunu ifade etti.

İstiklâl Marşı’nın ilk kelimesi olan “Korkma” hitabının son derece derin bir anlam taşıdığına dikkat çeken Kurt, bu sözün aslında Türk milletine yöneltilmiş güçlü bir moral ve cesaret çağrısı olduğunu vurguladı. Kurt’a göre bu hitap, tarih boyunca büyük badireler atlatmış bir millete yeniden ayağa kalkma ve mücadele etme iradesini hatırlatan güçlü bir mesaj niteliği taşımaktadır.

Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı’nda yalnızca bir şiir kaleme almadığını ifade eden Kurt, bu eserin aynı zamanda milletin ruhunu, imanını ve bağımsızlık iradesini yansıtan bir destan olduğunu belirtti.
Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Kurt, böylesine anlamlı bir programın düzenlenmesine öncülük eden BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer başta olmak üzere emeği geçen ve konferansı ilgiyle takip eden herkese teşekkür etti.

Konferans Teşekkür Belgeleri ve Hatıra Fotoğrafı ile Sona Erdi

Program, konuşmacılara Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer tarafından teşekkür belgelerinin takdim edilmesi ve günün anısına hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.


Yayınlanma Tarihi : 13.03.2026